Kendimce geziyorum, görüyorum ve yazıyorum..

Hobilerimden bahsettiğim kişisel siteme hoşgeldiniz.

Popüler Yazılarım

Yazılardan Haberin Olsun!

Sayaç

Blogger tarafından desteklenmektedir.

22 Ekim 2015 Perşembe

Londra ve Birmingham / İngiltere

Kurban bayramı dolayısıyla oluşan 9 günlük resmi tatil fırsatından faydalanarak kendimi İngiltere'ye attım. Böyle diyorum da bu planın bir de arka kısmı var. Dolayısıyla bayram hani, bilirsiniz bayramlarda bizim gibi gezmek isteyen, bir yerden bir yerlere gitmek isteyen çok insanlar oluyor dolayısıyla. Bir arka boyutu daha var o da Schengen ülkesi olmayan İngiltere. Bu da dolayısıyla İngiltere ülke vizesine başvurmayı gerektiriyor. Bunun da maliyeti 136 USD oluyor. Bu da günün Türk Lirası karşılığı güzel rakamların bir araya gelmesine sebep oluyor.

Malum yaşadığım şehirde vize işlerini halledeceğim başkonsolosluklar olmadığı için alıştığımız gibi vize alınabilecek şehre seyahat planlaması da yapmak gerekiyor. Herkesin çekindiği İngiltere vizesini almak için tonla evrakları da hazırlamak gerekiyor. Çalışılan işyerinden evrakları hazırlamak için ve de başka şehre vize başvurusuna gitmek için izin talep etmek gerekiyor. Anlayacağınız iki, üç büyük şehirde yaşamamak seyahatla ilgili zevkleri daha da alevlendiriyor. Sıradan bir aktivite olmayı çıkarıyor ve sizi tekdüzelikten uzaklaştırıyor. Düşünsenize evrakları haftaiçleri halletmişsin, vize başvurusu için metroya binip vizeye başvuracağın ülkenin başkonsolosluğun binasına gidip başvurunu yapmış 2 saat sonra ofise geri dönmüşsün. Kulağa bayağı ve sıkıcı gelmiyor mu?

Ya unutmadan bi de tam uluslararası olmayan havalimanı sendromumuz var herkesin tadamayacağı. Dar zamanlarda ve bayramlarda yurtiçi uçuşların, yurtdışı uçuşlarla aynı fiyata, zaman zamanda daha pahalı olduğu gerçeği. Önümüzdeki hafta Kiev'de olacağım. Normal zamanlardan neredeyse 2 katı pahalı olan uçak biletimi almış bulunmaktayım. Sebebi ise 29 ekim 4,5 günlük tatildir.

Ya konuyu uzattık ve de konudan uzaklaşıyorum, uzaklaşmayayım.

Neyse Londra'ya Gatwick havalimanına vardım. Sabah sanki 3:45 gibiydi vardığım. Tabelaları takip ederek alt kata metro istasyonuna geldim. Karşıdan gişeyi farkettim ve gişeye yaklaştım. Cam gişenin önünde sırada kısa boylu yaşlı bir kadın ile uzun boylu genç bir adam vardı. Yanlarına yaklaştığımda Türkçe konuştuklarını farkettim. Kadın, Edmonton'a gitmek istiyordu. Fakat tren Victoria'ya gidiyordu. 4-5 tane bavul gibi eşyaları vardı. Yani Edmonton taraflarına ya da benim gitmek istediğim Kensington taraflarına tren yoktu. Victoria'ya gidip oradan taksiyle gitmesi gerekiyordu. Londra gibi bir yerde taksiyi kullanmayı nedense denemedim. Tahmin edersiniz nedenini. Düşünsenize İngiltere'ye gidiyorsunuz ve İngiliz Sterlini en şaşalı günlerini yaşıyor, doruklarda. Kur 4.68 Türk Lirası. Neyse tren biletlerimiz için ben £15.50 ödedim, kadın da £5.50 gibi bir fiyata biletlerimizi aldık. Gişede güleryüzlü, koyu tenli bir hanımefendi vardı. Neden onunkinin neredeyse üçte bir fiyatında olduğunu sordum. O ise yaşlı indirimi olduğunu söyledi. Ben şaşırdım, bu kadar da indirim olur mu arkadaş ya! Ben 70 küsür lira ödüyorum.. neyse. Trenin gelmesine 10-15 dakika vardı. Oğlunu aramak istedi, neyse ordan bir genç kızdan telefonunu kullanıp küçük defterinde numarası kayıtlı olan oğlunu aramak istedi. Çünkü kendi telefonunu Türkiye'de suya düşürüp bozmuş. Havalimanına geldiğini söyleyecekmiş. Neyse telefondaki oğlu, annesinin oradan bir yere ayrılmamasını, çünkü abisinin yola çıktığını arabayla almaya geldiğini söyledi. Neyse aklıma hemen dang etti. Hadi gidelim biletilerimizi iade edelim dedim tren gelmeden önce. Neyse gişedeki hanımefendi yine olumlu gözleriyle biletlerimizi geri alıp paralarımızı iade etti. Dışarıda sabahın o saatinden olsa gerek hava soğuktu. Yarım saate yakın bir beklemenin ardından oğlu geldi ve hepberaber yola çıktık. Güleryüzlü bir adamdı, kömür satışı yaptığı bir firması varmış. Kartını verdi, ne zaman yardıma ihtiyacın olursa bana ulaş dedi vs. Kalacağım hostele kadar bıraktı hatta resepsiyona kadar. Sağolsunlar yardımsever insanlardı.

Ayrıca Türk'lerin yoğun yaşadığı semtlerden birine de gitmeyi planladım ve Harringay'e gittim. Kensington'dan bindiğim otobüsle olan yolculuğumu Oxford Street'te aktarma yaparak Stoke Newington otobüsüne bindim. Stoke Newington'a varmadan otobüsten inip Harringay'e giden başka bir otobüse bindim. Kensington'dan Harringay'e ulaşmam 2,5 saat sürdü. Otobüsten iner inmez gördüğüm nerdeyse bütün insanlar Türklere benziyordu. Dükkanların bir çoğu Türkçe isimlere sahipti. Dostlar Market, İpek Perde, Devran Restaurant, Istanbul Berber, Altın Makas, Karizma Berber, Elvan Kuyumculuk gibi işyeri tabelalarını görünce insanın duygulanmaması elde bile değil.

Burada Devran Restaurant'ta bir servis döner pilav yedim. Yarım porsiyon istemediğime pişman oldum, ne kadar büyük bir porsiyon. Nerdeyse yarım kilo et koymuşlar pilav da kocaman. Ye ye patlayacaktım, diyeceğim o ki, İngiltere'de yemek porsiyonları büyük, malzemeden kaçınmıyorlar. Patatesler zaten bolluktan koca koca dilimlerle servis ediliyor ve lezzetliler. Ki ben, Türkiye'de gittiğim yerlerde 2 porsiyon yiyen şahıs, İngiltere'de 1 porsiyon yemeklerle çok iyi şekilde doydum.

Devam edeceğim.

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © 2011 - Hergün bayram | Hobilerimden bahsettiğim kişisel siteme hoşgeldiniz.